[ Yazım Kuralları | Editörler | Dergi Hakkında | İçindekiler | Arşiv | Yayın Arama | Ana Sayfa | E-Posta ]
 Bilim, Eğitim ve Düşünce Dergisi
Eylül 2003, Cilt 3, Sayı 3, Sayfa(lar) 08
[ PDF ] [ Editöre E-Posta ] [ Yorumlar ]
Eğitim ve İnsan Kaynakları Paneli(Ara rapor)*
 
TÜBİTAK
BİLİM ve TEKNOLOJİ STRATEJİLERİ
VİZYON 2023

Panel Üyeleri:
Prof. Dr. İhsan SEZAL
Yrd.Doç.Dr. İ. Soner YILDIRIM
Dr. Ali KOZBEK
Prof. Dr. Hamit SERBEST
Mehmet KILIÇ
Prof. Dr. Nabi AVCI
Hüseyin COŞKUN
Prof.Dr. Hüsnü ERKAN
Dr. Şeref HOŞGÖR
Prof. Dr. Mustafa İSEN
Dr. Öner KABASAKAL
Yrd.Doç.Dr.Hasan Bülent KAHRAMAN
Prof. Dr.Fersun PAYKOÇ
Doç. Dr. Öğ. Alb. Kadir VAROĞLU

DÜNYADA VE TÜRKİ’YE’DE DURUM
Dünyadaki Durum

Dünyada, gelişmiş ülkeler de – OECD – dahil, egitimin önemini vurgulamayan tek bir ülke olmamakla birlikte, yine gelişmiş ülkeler de dahil bütün ülkeler egitime yeterince kaynak ayıramadıklarını, mevcut egitim sistemlerinin yarının taleplerine hazır olmadıgını ve egitimin XXI.yy.’a uygun bir yapıya kavuşturulması gerektigini tartışıp durmaktadırlar. İfadeler ve şikayetler aynı olsa bile ülkeler arasında büyük farklılıkların olduğu açıktır. Gerçektende mutlak degerler söz konusu oldugunda gelişmiş ülkelerin eğitim harcamaları ile gelişmekte olan ülke eğitim harcamaları arasındaki uçurumları gözardı etmek mümkün degildir. Bir tek örnek vermek gerekirse 1998’de Orta ve Güney Afrika’da fert başına egitim harcaması 32 $ iken, gelişmiş ülkelerde bu miktar 1211 $ olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin önündeki en zorlu handikap kaynak yokluğudur. Mali kaynak ve finansman darboğazı gelişmekte olan dünya ülkelerini daha uzun yıllar zorlamaya devam edecektir. Oysa dünya ölçeğinde kaynak yetersizliğinden kesinlilkle bahsedilemez. Bu noktada çarpıcı bir tespiti belirtmek yerinde olur. Bütün dünya söz konusu edildiğinde temel eğitimin herkese sağlanması için 6 milyar $ gerekmekte ve bu bütün uluslarüstü kuruluşlara rağmen sağlanamamaktadır. Oysa sadece Avrupa’da sigaraya harcanan yıllık para 50 milyar $; sadece dondurmaya harcanan para Avrupa’da 11 milyar $’dır. Bu gerçekler ışığında önümüzdeki 20 yılda gelişmiş-gelişmekte olan ülkeler arasında eğitim makasının daha da açılacağını söylemek hiç de yanıltıcı olmayacaktır. Bu açılan makas ülkenin insan kaynaklarını da doğrudan etkileyen bir faktör olarak.insan kaynakları alanında da benzer farklılıklara yol açmış olacaktır.

Dünya eğitiminin bugünkü durumuna biraz daha yakından baktığımzda bazı noktalar çarpıcı açıklamalar içermektedir:

  • Dünya yetişkin nüfusunun halihazırda %50’ si ilköğretim eğitimi almıştır. Her ne kadar ilköğretimde okullaşma oranı oldukça ümit verici şekilde artmış olsa da, ilköğretim düzeyinde sunulan bu eğitim hizmetinin kalitesinin aynı oranda arttığını savunacak verilere rastlanamamaktadır.
  • Dünya çapında, ilköğretim çağında olduğu halde ilköğretime devam etmeyen veya edemeyen bireylerin sayısı 1990’larda 127 milyon iken bu rakam yavaş bir azalma hızı göstererek günümüzde ancak 110 milyona inmiştir. Bunun büyük bir başarı olduğu herhalde söylenemez. Cinsiyetler arasındaki fark açısından baktığımızda durum kadınlar aleyhinde bir tablo sergilemektedir. Bütün dünyada bu nüfusun 2/3’ünü kadınlar oluşturmaktadır. Yani ilköğretimden mahrum her üç kişiden ikisi kadındır.
  • Dünyadaki durum değerlendirmesinde Afrika, Güney ve Batı Asya ülkeleri en gerilerde seyretmektedir. Afrika, Güney ve Batı Asya ülkelerinde ilköğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı yaklaşık olarak 50 iken bu oran dünya genelinde 37’dir. Bununla birlikte OECD ülkelerinde bu oran 11 ile 31 arasında değişmektedir.
  • Gelişmekte olan 14 ülkede ilköğretim çağındaki nüfusun 250 milyonu aynı zamanda çalışmaktadır ve bunların %50’si tam zamanlı olarak çalışmaktadır. Bu çalışan her 5 çocuktan 3’ü Asya’da, 1’i ise Afrika’da yaşamaktadır. Diğer nüfus ise Latin Amerika ve Okyanusya bölgesindedir. Tüm dünya genelinde ise çalışan nüfusun büyük bir oranı kırsal kesimde yaşamaktadır.
  • Global anlamda okullaşma oranlarında görülen en az artış okul öncesi eğitimde olmuştur. 1990’ların başında 99 milyon olan okul öncesi öğrenci sayısı 90’ların sonunda ancak 104 milyona erişebilmiştir. Gelişmiş ülkelerde okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranı %71’den %74’de çıktığı halde, bu oran gelişmekte olan ülkelerde sadece %32’de kalmıştır. Okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranı, diğer eğitim kademelerine oranla, ülkelerin ekonomik performansı ile en büyük paralelliği gösteren eğitim kademesi olmuştur.

Orta ve Yüksek Öğretim:

  • Dünyada orta ve ilerisi eğitime geçiş, her yaş grubundaki sayısal artışa bağlı olarak yükselen bir grafik çizmektedir. Okulda başlayan öğrenme etkinliğinin artık yetişkinlik süresinde ve tüm yaşam boyunca sürdürülmesi gerekmektedir. Iş hayatında giderek artan yeterlik ihtiyacı, son yıllarada sanayileşmişve sanayileşmekte olan ülkelerde artan işsizlik oranları ile birey ve toplumun yükselen beklentileri sonucunda yüksek eğitimine olan talebi çok büyük ölçülerde arttırmıştır.
  • Genel dünya ortalaması dikkate alındığında Orta öğretimde okullaşma oranı, son elli yılda 10 kat artmıştır; 1950’de 40 milyondan 2000’de 400 milyon’un üstüne çıkmıştır. Aynı dönemde yüksek öğretimde okullaşma, 14 kat artarak 1950’de 6.5 milyondan 1997’de 88.2 milyona çıkmıştır. Ne var ki, bu rakamlar gelişmiş ülkeler lehine işleyen rakamlardır. Nitekim bugün OECD ülkelerinde yaşayan ortalama on gençten dördü, yaşamlarının bir döneminde lisans ve yüksek lisans dahil olmak üzere yüksek öğretime devam etmektedir.
  • OECD ülkelerinde 17 yaş grubu 2.3 yıl süreli bir yüksek eğitim beklentisinde olurken Brezilya, Endonezya, Malezya ve Tayland’da bu süre 1 yılın altına düşmektedir.
  • Dünyada kendi ülkesi dışında yüksek öğretim gören 1.6 milyon öğrenci vardır ve bunların 1.4 milyonu gelişmiş ülkelerde bu eğitimi almaktadır. Yabancı öğrencilerin yarısı gelişmekte olan ülkelerden gelmektedir.

Diğer Temel Göstergeler:

  • Yetişkinlerde okuma-yazma oranındaki artışkadınlarda daha fazla olmuştur: bu oran kadınlarda 1970’de %55’den 2000’de %74’e yükselirken, erkeklerde ise aynı dönemde %71’den %85’e yükselmiştir.
  • Kadınlarda giderek artan bir yüksek öğretim devamı gözlenmektedir; 1950’lerde kadınların %32’si yüksek öğretime devam ederken 2000’de bu oran %48’e çıkmıştır. 1985’ten bu yana Avrupa ve Kuzey Amerika’da yüksek öğretimde erkekten çok kadın öğrenci bulunmaktadır.
  • Dünyada okul öncesi öğretmenlerinin %94, ilköğretim öğretmenlerinin %58’i ve ortaöğretim öğretmenlerinin %48’ü kadındır.
  • Şu bir gerçek ki, eğitimde kadınların konumunda önemli bölgesel farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa ve Kuzey Amerika’da kadınların %2’si, erkeklerin %1’I okuma-yazma bilmemektedir. Güney Asya’da ise 5 kadından 3’ü, 3 erkekten 1’i okuma-yazma bilmemektedir.

Türkiye’de Durum

Türkiye’nin ciddi bir eğitim çıkmazı ile karşı karşıya olduğu neredeyse totolojik bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

  • Türkiye’de yükseköğretim hariç tüm eğitim kademelerinde – resmi ve özel -58.900 eğitim mekanında 16.100.000 öğrenci eğitim almaktadır.
  • Bu kademelerde toplam 578.000 öğretmen bulunmaktadır.
  • Eğitimin bütün kademelerinde,Türkiye geneli itibarıyla, fiziki mekan ve öğretmen eksikliği/sıkıntısı bulunmaktadır.
  • Halen 11.800 okulda ikili eğitim yapılmaktadır ki, bu acilen çözülmesi gereken ciddi bir meseledir.
  • Popülist politikalar sonucu –şehirleşme eğilimi ve hızı dikkate alınmadan - 60’lı ve 70’li yıllarda plansız, programsız birşekilde yapılan köy okulları bugün kapatılmak durumundadır.Toplam okulların %72’si köylerde,buna karşılık öğrencilerin ise sadece % 27’si köylerdedir.Büyük maliyetlerle yapılan köy okulları kayıp yatırımlar olmuştur.
  • En büyük eğitim kaybı Ortaöğretimden yüksek öğretime geçişte yaşanmaktadır. İlköğretimden mezun olanlardan Ortaöğretime geçişte sadece %8 örgün öğretim dışında kalırken; bu oran Yükseköğretime geçişte % 78.3 olmaktadır
  • Eğitim kademeleri içinde nicelik olarak en zayıf noktalar okul öncesi ile Yükseköğretimdir. Bu iki kademede de Türkiye oldukça gerilerdedir.
  • Mesleki ve Teknik Eğitim, Türkiye’de “problem alan”lardan biri olmaya devam etmektedir.Türk eğitim sistemi,bu açıdan başarısızdır ve ara eleman meselesini hala çözemememiştir.
  • Ortaöğretim tam bir kargaşa içindedir. Okul türleri hafızada kalamayacak sayıları bulmuştur. Türlerin isimleri de aynı kargaşayı ve kavram karışıklığını göstermektedir.
  • Yükseköğretime geçiş ve Yükseköğretimin yapısı ciddi problemlerle doludur. Yükseköğretime giriş ikinci enformel bir eğitim sistemi yaratmıştır. Büyük kaynaklar rolü ve fomksiyonu belirsiz bu enformel sisteme kaymaktadır.
  • Bütün eğitim kademeleri “kalite” sorunuyla maluldur. Bu yönde ciddi adımların atılması gecikmekte,bu gecikmenin maliyeti ise gitgide artmaktadır.
  • Bütün bunlar, insan kaynakları sorununu da etkilemekte ve Türkiye insan yetiştirme meselesini hala çözememiş bulunmaktadır. Türkiye eğitiminin genel durumunu ilerdeki sayfalarda karşılaştırmalı bir perspektife oturtacağımızdan aşağıda Yükseköğretim sorununu bir parça daha detaylandırıp bu bahsi kapatacağız.

Yüksek öğretim:

Günümüzde bir ülkenin yükseköğretim sistemi; araştırma üniversiteleri, kitlesel eğitim yapan üniversiteler, kısa süreli mesleki eğitim yapan kurumlar, uzaktan öğretim kurumları, ticari amaçla örgün ve uzaktan öğretim yapan kuruluşlar, şirketlerin bünyelerindeki eğitim birimleri olmak üzere, altı ana türdeki kurum ve kuruluştan oluşmaktadır. Bunlardan son ikisinin sistem içindeki oranları henüz çok az olmakla birlikte, özellikle ileri ülkelerde son yıllarda gelişme eğilimindedirler.

Eğitim-öğretimin yanında, araştırmanın da üniversitenin işlevleri arasına girmesinin geçmişi çok eski değildir. XIX. yüzyıldan bu yana üniversite, bir mesleğe yönelik olmaksızın eğitim-öğretim ve pratik sonuçlarına bakılmaksızın araştırma yapılan bir kurum olarak tanımlanmışve eğitim-öğretim ile araştırmanın birbirlerini tamamlar nitelikte işlevler olduğu kabul edilmiştir. Son yüzyıldaki bilimsel gelişmeler ve özellikle dünya savaşları sırasında bu gelişmelere dayalı olarak üretilen maddeler ve cihazlar, başta araştırma üniversiteleri olmak üzere, yükseköğretim sistemini, aynı zamanda milli Ar-Ge sisteminin de bir parçası haline dönüştürmüştür. Günümüzde bir ülkenin Ar-Ge sistemi; özel kuruluşların Ar-Ge birimleri, kamu Ar-Ge kuruluşları, yüksek öğretim kurumları olmak üzere üç ana tür kurumdan oluşmaktadır. Bu kurumların Ar-Ge sistemi içindeki işlevlerini kalın çizgilerle birbirlerinden ayırmak mümkün ve doğru değildir. İnsanlığın ulaşmış olduğu bilgi toplumunun temelini oluşturan bilgi teknolojileri, ileri malzemeler, biyoteknoloji, esnek üretim teknolojileri gibi yeni ve ileri teknolojiler, araştırma üniversiteleri ile çeşitli ölçeklerdeki özel kuruluşların işbirliği yapmaları sonucunda geliştirilmiş, modern yönetim ve ileri üretim sistemlerinin entegre birşekilde kullanılmasıyla ticari faaliyete dönüştürülmüştür.

Gelişmekte olan ülkelerde ilk ve ortaöğretimdeki okullaşma oranlarının hızla yükselmesi, gelişmiş ülkelerde ise teknolojideki gelişmelerin yükseköğrenim görmüş olmayı ve yetişkinlerin sürekli eğitimini neredeyse zorunlu hale getirmesi, tüm ülkelerde yükseköğretime olan talebi önemli ölçüde artırmıştır. Devlet I statistik Enstitüsü verilerine göre ülkemizdeki 2000 yılı yükseköğretim çağ nüfusu 5.025.000'dir. Buna göre, ülkemizde yükseköğretimdeki toplam okullaşma oranı % 29,7; örgün öğretimdeki okullaşma oranı ise % 19,4’dur. 1999’daki okullaşma oranları, sırası ile, % 27,7 ve % 17,9 idi.Lisansüstü öğrenci sayıları da eklendiğinde, 2000’de açıköğretim dahil, toplam okullaşma oranının % 31,7’ye, sadece örgün öğretime dayalı okullaşma oranının ise % 21,7’ye yükseldiği görülmektedir.

Lisans üstü öğrenciler de dahil edilerek hesaplanan okullaşma oranları 1999’da, sırası ile, % 29,3 ve % 19,5 idi. I ki yıllık meslek yüksekokullarının örgün öğretimdeki payı %24,2, toplam içindeki payı ise % 15,9’dur. 2000-2001 eğitim-öğretim yılında vakıf üniversitelerine kayıtlı toplam 46.022 öğrenci vardır; vakıf üniversitelerindeki toplam öğrenci sayısının örgün öğretimdeki toplam öğrenci sayısına oranı % 4,6’dır.

1999-2000 eğitim-öğretim yılında üniversitelerimizden 244.640 öğrenci mezun olmuştur. Bunların % 62’si 4 yıllık eğitim veren örgün öğretim kurumlarından, % 24’ü meslek yüksek okullarından ve % 14’ü de açık öğretim fakültesi mezunudur. Üniversitelerimize bağlı enstitülerde yürütülen yüksek lisans ve doktora (sanatta yeterlik dahil) ile tıp fakültelerinde ve diğer eğitim kurumlarında yürütülen tıpta uzmanlık programlarındaki kayıtlı öğrenci sayılarının 1993 yılından 2001 yılına kadar değişimine baktığımızda sayıların tıpta uzmanlıkta 9.409’dan 12.318’e, doktorada 14.791’den 21.789’a ve yüksek lisansta 35.820’den 65.076’ya çıktığı gözlenir. Buna göre tıpta uzmanlık öğrenci sayılarındaki artışın salt öğrenci sayısındaki artıştan kaynaklandığı; ancak, diğer disiplinlerdeki doktora ve özellikle yüksek lisans sayılarındaki artışın ciddi bir eğilim değişikliğini gösterdiği düşünülmektedir.

Dünyada ve Türkiye’deki Durumun Karşılaştırması

Eğitimin dünyada ve Türkiye’deki durumunun karşılaştırılmasında Avrupa ülkelerinden Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere baz alınmıştır. Ayrıca OECD ülkelerine ilişkin ortalama değerler de verilmiştir.

Okul yaşı nüfusunun toplam nüfusa göreli büyüklüğünü ve beklenen değişiklikleri.

Türkiye ile Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere kıyaslandığında görülen, özellikle 5-14 ve 15-19 yaş grubunda Türkiyenin, bu ülkelerden eğitim çağında 1.5 ilâ 2 katı nüfus yoğunluğu taşımakta olduğudur. 2010 yılı beklentilerine göre ise, bu nüfus yoğunluğu oranı tedricen düşecek, fakat yine de bu ülkelerdeki eğitim çağındaki nüfus oranına göre bir hayli yüksek kalacaktır. 1999 sayılarına göre okul çağındaki nüfusun 25-64 yaş grubundaki istihdam edilmiş nüfusa oranı Türkiye’de %88 olup, bu, çok yakın bir dönemde istihdam edilmesi gereken nüfusun da yoğun bir biçimde artacağını göstermektedir. Kıyaslanan diğer ülkelerde bu rakam %53-76 arasında değişmektedir.

Kamu ve özel kurumlarda tam ve yarı zamanlı eğitim görenlerin yaş gruplarına göre okullaşma oranları.

Türkiye’de zorunlu eğitimin bitiş yaşı 14 olup, İtalya ile aynıdır. Diğer kıyaslanan ülkelerdeki eğitim bitiş yaşı 16-18 arasında değişmektedir. İlgili yaş grubunun %90’ının okulda geçirdiği yılların 4 olmasında ise, o yıllarda zorunlu sekiz yıllık eğitime yeni geçilmişolmasının yaratmışolduğu bir istatistiksel kaymanın etkisi çok büyüktür, ancak zorunlu eğitime rağmen özellikle kırsalda okullaşmayı tam olarak sağlayamamanın etkisi yine de ihmal edilmemelidir. Çünkü zorunlu eğitimdeki popülasyonun %90’ının ait olduğu yaş grubu 7-10 olarak görünmektedir. Tersinden bir okumayla, zorunlu eğitim çağındaki 11-14 yaş grubu toplam eğitim gören popülasyonunun yalnızca %10’unu oluşturmaktadır. Bu yaş grupları, diğer kıyaslanan ülkelerde, neredeyse zorunlu eğitim çağıyla aynı çıkmıştır.

Yaş gruplarına göre okullaşma oranını sergileyen verilere bakıldığında kıyaslanan diğer ülkelerin okul öncesi çağdaki eğitime verdikleri önem kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Türkiye’de ise bu hususta veri yoktur. Diğer ülkeler 5-14 yaş arasında okullaşmayı tamamen, 15-19 yaşları arasında okullaşmayı %75’e varan oranda sağlamışken, Türkiye’de bu rakamlar, aynı sırayla %75 ve % 30 olarak kalmaktadır. Yüksek öğretim ve ileri yksek öğretim çağı olarak düşünebileceğimiz 20-29 yaş grubunda okullaşma oranı diğer ülkeerde %20 civarında seyrederken Türkiye’de bu sayı %8’dir.

GSYİH’e orantılı olarak eğitim kurumlarına harcama yüzdesi.

Yıla ve fon kaynağına göre kamu ve özel kuruluşlardan eğitimin her düzeyi için yapılmış dolaylı ve dolaysız harcamalar dikkate alınmıştır. GSYİH’ya göre karşılaştırıldığında 1990 1998 yılları arasında Türkiyenin eğitim harcamalarına ayırdığı pay sadece %0.25 oranında artmıştır ve diğer ülkelere kıyasla, Türkiyenin GSYİH’dan eğitime ayırdığı pay %5 oranında daha düşüktür. Örneğin 1998 verilerine göre bu oran Türkiye’de %2,94 iken bu oran Fransa’da % 5,88, Norveç’de ise % 6,77 dir.

Eğitim seviyesine göre öğrenci başına kamu ve özel eğitim kurumlarında yapılan harcamaların.

Eğitim seviyesine göre öğrenci başına yapılan harcamalarda OECD ülkelerinin ortalaması okulöncesinde 3.585 $, ilköğretimde 3.940, ortaokulda 5.083, lisede 5.916, yükseköğretimde 9.063 A.B.D dolarıdır. MEB bütçesi bazında yapılacak bir analiz sonucunda bu rakamların Türkiye ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Örnek verilecek olursa, Türkiye için bu rakam yüksek öğretimde 1.190 A.B.D. dolarıdır.

Kamu ve özel kuruluşlardaki yüksek öğretim mezunlarının çalışma alanı ve eğitim seviyesine göre dağılımı:

OECD’nin 1999 verilerine göre yapılan bu kıyaslamada aşağıdaki veriler elde edilmiştir. Sağlık bilimleri alanında istihdam edilen nüfusun diğer ülkelere kıyasla oldukça az bir oranı yüksek öğretim mezunudur. (OECD ortalaması %21,8 olduğu halde bu oran Türkiye için sadece %8,2 dir). Yaşam bilimleri ve tarım ise diğer ülkelere nazaran biraz fazla bir oranda yüksek okul mezunu istihdam etmektedir (OECD ortalaması %8,6, Türkiye ortalaması %9,8dir). Beşeri bilimlerde üniversite mezunlarının OECD ortalama oranı %26,6 iken Türkiye’de %35 gibi kıyaslanan ülkelere göre bir hayli yüksek oranda kaldığı ve mühendislik, imalat ve inşaat alanı içinde yüksek okul/üniversite oranının OECD ortalaması %15,5 iken, Türkiye ortalaması %36,6 gibi yüksek bir orana ulaştığı dikkat çekicidir.

Eğitim seviyesine göre, toplam işgücünün yüzdesel oranı olarak eğitim kadrosu.

OECD ülkeleri ile karşılaştırıldığında Türkiye’deki öğretmen ve öğretim üyesi istihdamı genel istihdamın sadece %2,3’lük kısmına karşılık gelmektedir. Oysa bu oran OECD ülkelerinde %3,2’dir. Örneğin bu oran Fransa ve I spanya’da %3,7, I talya’da ise %3,8’dir.

Öğrenci - Öğretim kadrosu oranları.

OECD ülkelerinde öğretmen başına öğrenci sayısı ilkokullarda 15-22, ortaokullarda 10-17, liselerde 10-14 ve yüksek öğrenimde 12-24 arası değişirken; Türkiye’de, ilk ve orta öğretimde 30+, liselerde 16, yüksek öğretimde 45’tir. Bu karşılaştırmadan da anlaşılacağı gibi, liseler hariç diğer eğitim kademelerinde, Türkiye’de öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı OECD ülkelerine kıyasla neredeyse iki katıdır.

(*). Ara rapor toplam 45 sayfadır. Üniversite ve Toplum raporun kısa bir bölümünü okurlarıyla paylaşmaktdır. Orijinal metinde yer alan tablolara yer darlığı nedeniyle yer verilmemiş olup okurlarımız tam metne www.tubitak.gov.tr sayfasından ulaşabilirler.

[ Başa Dön ] [ PDF ] [ Editöre E-Posta ] [ Yorumlar ]
[ Yazım Kuralları | Editörler | Dergi Hakkında | İçindekiler | Arşiv | Yayın Arama | Ana Sayfa | E-Posta ]


tarafından geliştirilmiştir